15 Mart 2020 Pazar

Finlandiya’da Neolitik Döneme Ait Evcil Keçi Saptandı




               Keçiler çok çeşitli ortamlarda yaşayabilir. C: Creative Touch Imaging Ltd
 
Finlandiya’da Neolitik Döneme Ait Evcil Keçi Saptandı

Finlandiya’nın Kauhava kentinde bulunan bir mezar yapısında, Finlandiya’da bulunan en eski hayvan kılları olma özelliği taşıyan evcil keçi kılları keşfedildi.
Analiz edilen keçi tüyleri, 1930’larda Batı Finlandiya’nın Kauhava kentinde bir mezar yapısında bulundu. Bunlar Finlandiya’da bulunan en eski hayvan kılları. Bulgu, İp Baskılı Seramik kültürü (Corded ware kültürü) döneminde uygulanan hayvancılığın kanıtlarını desteklerken, aynı zamanda defin törenlerinin ayrıntılarını da ortaya koyuyor.
Bu, Finlandiya’da, Neolitik İp Baskılı Seramik kültürü dönemine (Finlandiya’da yaklaşık MÖ 2800 – 2300) tarihlenen ilk somut kanıt. 4.000 yıldan fazla bir süre önce yaşayan bu hayvan, bir arkeolojik toprak örneğinde bulunan fosilleşmiş saçlarıyla tanımlandı.
Araştırma bulguları İp Baskılı Seramik kültürünün defin uygulamalarını anlatıyor. İncelenen toprak örneği, 1930’larda Batı Finlandiya’nın Kauhava kentinde bulunan bir mezar yapısından geliyor. Mezar ve çevresi, bir hayvan derisinin boyutlarını andıran koyu renkli bir toprak tabakasıyla çevrilmişti. Söz konusu alandan toplanan örnekte tüyler bulunduğundan, mezara yerleştirilen keçi derisi ile ilişkili olduğu varsayılabilir.
Keşif, bir taramalı elektron mikroskobu ile çekilen görüntülere dayanıyor. Bu görüntülerde tespit edilen lifler, yapılarına göre tipik olarak keçi kılları olarak tanımlandı.
“Çalışmamızda, geçmişimizdeki ayrışmış haldeki organik materyalleri incelemek için mikroskoplar kullanılarak, geçmişimize dair tamamen yeni bilgiler edinilebileceği kanıtlandı. Artık onları nasıl bulacağımızı bildiğimiz için, diğer toprak örneklerinde de kıllar bulabildik.” diyor Tuija Kirkinen.
Bu yeni bulguların ışığında, evcil hayvanların ve bir çoban kimliğinin İp Baskılı Seramik kültürünün inanç sisteminin önemli bir bölümünü oluşturduğunu varsaymak mantıklı. Bu yorum, İp Baskılı Seramik mezarlarında bulunan sütlerin depolanması ve içilmesi için kullanılmış olabilecek evcil hayvan kemikleri ve çanak çömleklerden yapılan nesnelerle de destekleniyor.
Marja Ahola, “Avrupa’da başka yerlerde bulunan İp Baskılı Seramik mezarları genellikle daha iyi korunmuş olsa da, mezarın içine eşdeğer bir deri örneği bulunamamıştı. Bulgularımıza göre, mezardaki önemli bir evcil hayvan derisinin yerleştirilmesi, İp Baskılı Seramik kültürünün mezar ritüelleri ve inanç sistemi üzerinde, tamamen yeni kavramlar yaratıyor. ” diyerek detaylandırıyor.

Fosilleşmiş bir keçi kılının (solda), modern Fin Lustrace keçi kıllarına (sağda) kıyaslanması. Her iki görüntü bir taramalı elektron mikroskobu ile alındı. C: Krista Vajanto ve Tuija Kirkinen

Finlandiya’da bulunan en eski hayvan kılı

Bulgular, İp Baskılı Seramik kültürü döneminde uygulanan hayvancılığın kanıtlarını destekliyor. Fin arkeolojisi alanında, insanların bu dönemde de evcil hayvanları tuttukları uzun süredir kabul ediliyordu. Bu sonuç, dönem boyunca insanların sıklıkla hayvancılık için uygun olan çayır ortamlarında yaşadıkları gerçeğine dayanıyor.
Süt artıkları da İp Baskılı Seramik Kültürünün çanak çömleklerinde bulunmuştu. Asitli Fin toprağında, yanmamış kemik sadece yaklaşık 1.000 yıl korunduğu için, hayvancılığın uygulamasını kanıtlamak zordu. Bu nedenle Finlandiya, Taş Devri’nden korunan az miktarda kemik içeren bir malzemeye sahip. Burada bilinen en eski evcil hayvan kemikleri, örneğin, Taş Devri’nin daha sonraki bölümlerine kadar uzanıyor. (MÖ 2200-1950 )
“Kauhava’daki İp Baskılı Seramik kültürü mezarında bulunan tüyler, Finlandiya’da bulunan en eski hayvan kılları ve keçilerin ilk kanıtı. Bulgularımız, keçilerin, bu kadar erken dönemde, Finlandiya kadar kuzeyde bile olduğunu gösteriyor” diyor Krista Vajanto.

Çalışma, Helsinki Üniversitesi’nde arkeoloji disiplini ve Aalto Üniversitesi Nanomikroskopi Merkezi arasında işbirliği içinde yürütülüyor.

Science Daily. 23 Şubat 2018
Makale: Ahola, M., Kirkinen, T., Vajanto, K., & Ruokolainen, J. (2018). On the scent of an animal skin: new evidence on Corded Ware mortuary practices in Northern Europe. antiquity, 92(361), 118-131.



Evcil Keçiler Bereketli Hilal’den Kafkasya’ya 8000 Yıl Önce Yayılmış



goat2

                            Yabani bezuar keçisi. (F:zoochat.com)

Evcil Keçiler Bereketli Hilal’den Kafkasya’ya 8000 Yıl Önce Yayılmış

Neolitik evcil keçilerin DNA’sını inceleyen Japonya’daki Nagoya Üniversitesi araştırmacıları, keçilerin MÖ 6. binyılın başlarında Bereketli Hilal’den Güney Kafkasya’ya, nüfus hareketleri ya da ticaret yollarının kurulmasıyla getirildiğini ortaya çıkardı.
Evcil keçiler ilk olarak yaklaşık 10.000 yıl önce, Bereketli Hilal’in günümüzde İran ve Türkiye’nin bulunduğu kısımlarında, yabani bezuar keçilerinin (Capra aegagrus aegagrus) evcilleşmesiyle ortaya çıktı. Bu yabani keçi türü Orta Doğu’da geniş bir bölgeye yayılmış olduğu için, keçilerin sadece bir evcilleşme olayıyla mı yoksa birden fazla evcilleşme olayıyla mı evcilleştiği konusu hala net değil.

Tokyo ve Azerbaycan’dan üyeleri olan araştırma ekibi, keçilerin 7500 ila 8000 yıl önce Bereketli Hilal’den günümüz Azerbaycan’ın yer aldığı Güney Kafkasya’ya yerleştiğini ortaya çıkardı. Bu bulgu, bölgede, tarımla başlayan ani kültürel değişmeler yaşandığını gösteren arkeolojik kanıtlarla da uyuşuyor.
Araştırmacılar, antik organizmalar hakkında detaylı bilgi edinmek ve onları modern organizmalar ile karşılaştırılmak için DNA’ların izole edilebildiği bir genetik dizilim yöntemi kullandı. Bu yöntem, günümüz evcil hayvan ve bitki türlerinin ataları olan yabani türleri bulmada ve hayvan ile bitki evcilleştirilmesi çalışmalarında özellikle faydalı bir yöntem oluyor. Araştırma ekibi, keçilerin ilk nerede ve ne zaman evcilleştiği ve onların yabani ataları hakkındaki önceki bulgular ışığında, Orta Doğu boyunca nasıl yayıldıkları hakkında daha detaylı bilgi edinmek için de bu teknolojiyi kullandı.
International Journal of Osteoarchaeology (Uluslararası Osteoarkeoloji Dergisi) dergisinde yayınlanan çalışmada, Azerbaycan’daki ilk tarımsal yerleşimlerdeki kazılardan elde edilen ve radyokarbon tarihleme yöntemiyle 7500 ila 8000 yıllık olduğu ortaya çıkan keçi kemiklerinin DNA dizileri çıkarıldı. Sonrasında bu DNA dizilerini, aynı coğrafi bölgede günümüzde yaşayan yabani ve evcil keçilerin yanı sıra, diğer Neolitik keçilerin DNA  dizileriyle karşılaştırdılar.
goat1
DNA analizleri için kullanılan antik keçi kemiği (Göytepe’den) (F: Image courtesy of Nagoya University)
Çalışmanın yazarlarından Keiko Ohnishi “Yaptığımız mitokondriyal DNA analizi, Güney Kafkasya’daki modern ve Neolitik evcil keçilerin haplotiplerinin eşleştiğini gösterdi. Ancak eski ve yeni evcil keçilerin haplotipi, aynı bölgedeki yabani keçilerin haplotipleriyle eşleşmiyor. Bu da gösteriyor ki bu vahşi keçiler bölgedeki evcil keçilerin ataları değiller. Güney Kafkasya’daki evcil keçiler ve Bereketli Hilal’deki yabani keçiler arasındaki genetik eşleşme, Kafkasya’daki keçilerin bağımsız olarak burada evcilleşmesinden ziyade, önceden evcilleşmiş olarak buraya yerleştiğini düşündürüyor” diyor.
Azerbaycan’ın batısındaki 2 kazıdan elde edilen arkeolojik bulgularla genetik sonuçları birleştiren araştırma ekibi ayrıca, bölgede nispeten hızlı gerçekleşen bir sosyal değişim dönemi hakkında da bulgu elde etti.
Çalışmanın baş yazarı Seiji Kadowaki “Kemiklerin bulunduğu yerler Kafkasya’daki en eski tarımsal yerleşimler. Avcılık ve toplayıcılığın yapıldığı bu yerleşimlerde, tarımsal faaliyetlere ve kültürel ürünlere dair daha önceden görülmemiş izler de aniden ortaya çıkmaya başladı. Bu durum, evcilleşmiş keçilerin hemen hemen aynı zamanda Bereketli Hilal’den buraya gelmesiyle de uyuşuyor.  Bu da gösteriyor ki ya insanlar göç etti ya da Kafkasya’daki yerli avcı-toplayıcılar 7500 ila 8000 yıl önce Bereketli Hilal’den gelen tarımsal yaşam biçimini benimsediler.” diyor
Çalışma, diğer kültürel uygulamaların da eşlik ettiği, evcil hayvanların ve tarımın Orta Doğu boyunca yayılımı hakkında faydalı bilgiler sağlıyor. Çalışma ayrıca, insanların nüfus hareketlerinin ve yerel halkların daha önceden görmedikleri uygulamaları benimselemelerinin, evcil hayvanların yayılmasına olan katkısı hakkında yapılacak olan gelecek araştırmalar için de temel sağlayabilir.

Nagoya Üniversitesi

Makale: Kadowaki, S., Ohnishi, K., Arai, S., Guliyev, F., & Nishiaki, Y. (2016). Mitochondrial DNA Analysis of Ancient Domestic Goats in the Southern Caucasus: A Preliminary Result from Neolithic Settlements at Göytepe and Hacı Elamxanlı Tepe. International Journal of Osteoarchaeology.

Keçilerin Evcilleşmesi Binlerce Yıllık Karmaşık Bir Süreçte Gerçekleşti


Bir Zagros keçisi. C: Marjan Mashkour


Keçilerin Evcilleşmesi Binlerce Yıllık Karmaşık Bir Süreçte Gerçekleşti

Keçilerin ilk defa MÖ 8.500 yılında evcilleştirildiği Bereketli Hilal’den gelen kemikler üzerinde yapılan genom analizi, yabani ve evcil keçi sürüleri arasındaki gen akışına sebep olan 10.000 yıllık yerel çiftçi uygulamalarının tarihini açığa çıkarıyor.


İlk evcilleştirdiğimiz hayvanlardan birisi ve aynı zamanda et, süt ve post kaynağı olan keçiler, yaklaşık bir milyar nüfusa sahip. MÖ 8.500 yılından beri bizlerle beraber yaşıyorlar. Evcil keçilerin en eski kanıtına, ürün yetiştiriciliğinin ve hayvan gütmenin başladığı Güneybatı Asya’nın Bereketli Hilal bölgesinde rastlanıyor. Hayvan gütme uygulamasından önce yerel avcılar bezuvar olarak bilinen dağ keçilerini hedef alıyorlardı ve bu yerel uygulama en sonunda keçi yetiştiriciliğinin temeli haline geldi.
Fakat, modern genetik araştırmalarından geçmişi öğrenmeye çalışmak, yaşanan binlerce yıllık göç ve karışım yüzünden oldukça zor.
Trinity College Dublin’de popülasyon genetiği profesörü olan ve bu projeyi yöneten Dan Bradley, “Aynı insanlar gibi, günümüz keçilerinin de kökenleri atasal alttürle iç içe girmiş durumda. Bunu açığa çıkarmanın ve geçmişe güvenilir bir şekilde ulaşmanın tek yolu, moleküler düzeyde zaman yolculuğunun bir türü olan, doğrudan antik hayvanların genomlarını dizilemek.” diyor.
51 antik yabani ve evcil keçiden elde edilen 83 mitokondriyal ve tüm genom dizisini içeren genetik veriyi kullanarak, ilk evcilleştirmenin ilk modellerinin taslağı çıkarıldı ve Bereketli Hilal boyunca ve etrafındaki keçiler arasında şaşırtıcı derecede genetik farklılaşmanın bulunduğu gösterildi.
Trinity’de bir araştırmacı olan ve makalenin ortak baş yazarlarından Pierpaolo Maisano Delser, “Keçi evcilleştirilmesi tek bir süreçten ziyade yerel yabani popülasyonlardan sürekli bir katılımın yaşandığı mozaik bir süreçti. Bu süreç, zaman geçtikçe evrilen ve Asya, Avrupa ve Afrika’nın günümüzdeki farklı keçi popülasyonlarını karakterize eden fark edilebilir düzeyde bir genetik havuz oluşturdu” diyor.
Araştırma grubu, antik örnekleri kullanarak farklı geçmiş keçi popülasyonlarını analiz edebildi ve erken dönem evcilleştirmenin tarihini yeniden oluşturabildi.
Evcil hayvanlar insan toplumunu değiştirdi ve insanlar da çiftlik hayvanlarını yüzlerce farklı tip ve ırkta şekillendirdi. Bu çalışma ise bu süreç adına şu ana kadarki ilk genetik keşfi gerçekleştirdi. Modern ırklarda olduğu gibi antik çiftçiler de hayvanların dış görünüşleriyle ilgilenmiş gibi gözüküyor.
Trinity’de doktora öğrencisi ve makalenin baş yazarı olan Kevin Daly “Geçmişe ait tüm genom dizileri, bazı en eski keçi sürülerini doğrudan analiz etmemize olanak sağladı. Pigmentasyon genlerindeki seçilim sinyallerine dayanarak çobanların, hayvanlarının post renkleri ile ilgilendikleri veya değer biçtiklerine dair kanıt bulduk” dedi. Ayrıca, bu seçilimin birbirlerinden farklı fakat paralel olan desenlerinin farklı erken dönem sürülerinde görülmesi, tekrar eden bir fenomenin gerçekleştiğini öne sürüyor.
Bu erken dönem hayvanlarının, büyük ihtimalle yemlerde oluşan mantarlar gibi yeni toksinlere tolerans gösteren karaciğer enzimleri için ve aynı zamanda boyut ve doğurganlık gibi özellikler için de seçilime uğradıklarına dair belirtiler mevcut.

ScienceDaily. 5 Temmuz 2018.


Makale: Daly, K. G., Delser, P. M., Mullin, V. E., Scheu, A., Mattiangeli, V., Teasdale, M. D., … & Kehati, R. (2018). Ancient goat genomes reveal mosaic domestication in the Fertile Crescent. Science, 361(6397), 85-88.

12 Mart 2020 Perşembe

Picasso, St.Bernard'ıyla - 1931





Pablo Picasso Hayatı

Pablo Picasso, 25 Ekim 1881 yılında, Malaga’da, resim öğretmeni José Ruiz Blasco ile Maria Picasso’dan doğdu. Dünyaca ünlü olan soyadını annesinden aldı. Baba mesleğine duyduğu büyük ilgiyle küçük yaşta resme başladı.
1891’de La Coruna’da Güzel Sanatlar Okulu’na üstün bir başarıyla devam etti. Daha sonraları gittiği Madrit’te akademik çevrelerden yararlandı; kısa zamanda kendine özgü bir stil kazandı. Barcelona kabarelerinin insancıl ve öncü yaşamı gelişimine büyük katkıda bulundu.
Sanat başkenti Paris’e ilk gidişi, 1900 yılının Eylül ayına rastladı, kısa bir süre, ressam arkadaşı Nöftnel’in atölyesinde kalarak Madrit’e geri döndü. Soler’le birlikte «Arte Joven» dergisini yayınladı. Paris’e tekrar gidişinde, oradaki sanat çevresinin içine girmeyi başardı. Özellikle Coquiot ve Mark Jacop’la arkadaşlık kurdu, bir iki sene içinde, atölyesi, gelişen ve büyüyen sanatkarların buluşma merkezine dönüştü.
Bu huzurlu ortam içinde sanatı «mavi dönem» den «pembe dönem»e geçti. 1905 yılında Fernande Oliver’e bağlandı. Barcelona, Gosol ve Lerida’ya yaptığı yolculukla, eski İspanyol heykel sanatını keşfederek, büyük ilgi duydu. Aynı tarihlerde Matisse’le tanıştı. Onun öncülüğünde, ilkel Afrika sanatının çekiciliğine kapıldı. 1906’da Braque ve Derain’le tanıştı, birlikte bir kübizm öncesi çalışmasına giriştiler. 1909 yazını, Horta de San Juan’da geçirerek kübist peyzajlar çizdi, bunları Vollard’da sergiledi. Eserleri kısa sürede kübizm’in odak noktasını oluşturdu. Fernand Oliver’den ayrıldıktan sonra, birçok tablolarına da modellik eden Marcelle Humbert (Eva)le arkadaşlık etti. 1912-14 yıllarında, kübist tabloları Fransa ve dışında büyük ün kazandı. Münich, Berlin ve Köln’deki enternasyonal sergilerde önemli yer tuttu.
1914 Savaşı’na katılmayarak Paris’te kaldı, yalnız ve acı bir dönem geçirdi. 1915’te Eva’yı kaybetti. 1917’de Jean Cocteau’nun baskılı ısrarlarına dayanamayarak, Parade Balesi’nin dekorlarının yapmak üzere İtalya’ya gitti. Gezinin en önemli yanlarından biri; orada, 1918 yılının Temmuzunda evleneceği, balerin Olga Koklova’yı tanıması, diğeri ise klasik sanatın derin ve çarpıcı yönünü keşfetmesi oldu.
Picasso artık eylemim iki ayrı köprü üzerinde yürütmeye başladı: Gerçekçi bir tutumu yeğleyen «klasizm» ve mantıksal öğelere yönelen «kübizm». 1923 yılında uzun süredir terkettiği heykel çalışmalarına yeniden başladı. 1935’te, kendisine Maria adlı bir kız doğuran Marie – Therese Walter’e bağlandı. Olga Koklova’dan ondört yıl önce, Paul adlı bir oğlu olmuştu.
1936’da, İspanyol İç Savaşı’nın patlaması üzerine, cumhuriyetçilerin tarafını tutarak, Prado’nun Müdürlüğüne atandı. Bu eylemini Guernica adlı ünlü tablosunda, somut olarak belgeledi. 1945’ten sonra özellikle Paris’te yaşamaya başladı ve Dora Maar’la dostluk kurdu.
1946 – 1948 yılları arasında, gittiği Antibe’lerde, yaptığı kil ve seramik çalışmalarında, gerçek bir başarı kazandı. Yeni arkadaşı Françoise Gilot, ona 1947 yılında, Claude adlı bir erkek, 1949’da Paloma adlı bir kız çocuğu düyaya getirdi. 1948’de Vallauris’e yerleşerek altı sene orada kaldı, bu arada Gilot’dan ayrılarak Jacqueline Roque’la ilişki kurdu. Polonya, İtalya ve İngiltere’ye yolculuk yaptı. Tablolarının daima tükenmez bir gençlik hırsı ve heyecanıyla çizmeye devam etti.
Picasso kimi için bir bayrak, kimi içinse bir hedeftir; modem çağın gerçek sembolü, Pandora Vazosundan çağdaş sanatın tüm özlemlerini salıveren bir dahidir.
Picasso’nun en üstün yönü, sade fakat sonsuz özlemleri, hep duygu ve stilin doruğunda gerçekleştirebilmesidir. Yaşama tutkusu, duygusal gerilimi. Picasso’yla beraber, resim sanatına ilk defa, sadece «gerçek» ve onun tutkuları değil, gerçeği kapsamaya yarayacak mantıksal öğeler de girmiştir. Bu yüzden gerçekle, çizilen arasında, görünüş benzerliğinin, onun için, hiç önemi yoktur. «Neden»leri ve «izlenim»leri aramak için doğanın derinliğine yönelmesi gereksizdir. İçindeki duygusal atılımlar, izlenimlerini yorumlamaya yeterli olmaktadır. Picasso aramaz, bulur. Picasso görmez, düşünür.
Kullandığı renkler parlak, yüzeyler geniştir. Şekiller ağır kontürlerle sınırlanmış, fırça darbeleriyle «noktalama» stiline yönelen, gerilimli bir teknik uygulanmıştır. Giderek renkler tek ve yetkili bir maviye dönüşmüş, hüzünlü ve karanlık tonlarda, içli bir durgunluk yansımıştır. İnsancıl konularda, fakir, yaşlı çalgıcılar, körler, kimsesiz zavallı çiftler, ütücüler ortaya çıkmaktadır.
Picasso, yaşantısının son senelerine dek aynı gençlik gücüne, aynı tazeliğe, aynı arayış gerilimine ve aynı sıcak tutkuya sahip olabilmiş tek insandır.